Körfez’de Kartlar Yeniden Dağıtılıyor İran – ABD Geriliminde Sıcak Savaş Kapıda
Makalemizi video üzerinden de inceleyebilirsiniz:
Jeopolitik, ekonomi ve enerjinin kesişim noktasında duran Orta Doğu, son dönemde Basra Körfezi’nde tırmanan çatışmalarla tarihinin en kritik eşiklerinden birinden geçiyor. Bölgedeki mevcut tırmanmayı ve küresel dengeleri sarsan hamleleri doğru okuyabilmek için, arka planda işleyen temel diplomatik ve askeri dinamikleri net bir şekilde ortaya koymak gerekiyor.
Orta Doğu jeopolitiğinin tarihsel gelişimine bakıldığında sarsılmaz bir ana hipotez öne çıkmaktadır: Bölgede stratejik yönelimi İsrail belirler, ABD uygular ve günün sonunda İsrail hedeflediği sonuçlara ulaşır. ABD’li politika yapıcılar ya İsrail’in planlarını takip ederken Amerikan ulusal çıkarlarına hizmet ettiklerine inanmakta ya da bu stratejileri kendi kamuoylarına “ABD çıkarı” olarak sunmak durumunda kalmaktadır.
Bu dinamik, son yaşanan gelişmelerle bir kez daha somutlaşmıştır. The Wall Street Journal’ın aktardığı bilgilere göre, Donald Trump’ın İran’a karşı askeri operasyonları tırmandırma kararının arkasında, İsrail tarafından servis edilen ve İran’ın Trump’a suikast planladığını iddia eden bir “istihbarat” raporu yatmaktadır. Trump’ın gazetecilere yaptığı şu açıklamalar, bu rapora ikna olduğunu açıkça göstermektedir:
“ABD liderini —yani beni— ortadan kaldırmak istiyorlar. Listelerinde her neredeysem oradayım. Bu sabah her bir listelerinde olduğumu gördüm. Şu ana kadar biraz şanslıydım ama belki de bu durum uzun sürmez. Bunlar kötü, hasta insanlar. Bu kanseri erkenden kesip atmanız gerekir. Ben de aynen böyle hissediyorum.”
Ancak rasyonel bir analiz yapıldığında, bu iddianın jeopolitik gerçeklerle bağdaşmadığı görülmektedir. Böyle bir eylem İran’ın stratejik çıkarlarına hizmet etmeyeceği gibi, ülkenin mevcut şartlarda bunu gerçekleştirebilecek operasyonel kabiliyete sahip olması da oldukça düşük bir ihtimaldir. Buna karşın, iddianın gerçekliğinden ziyade algısal etkisi belirleyici olmuş; ABD yönetimi İsrail’in bölge için çizdiği nihai senaryoya, yani açık bir savaşa doğru çekilmiştir.
Gelişmelerin ardından ABD askeri unsurları İran topraklarına yönelik hava ve deniz saldırılarını yoğunlaştırmıştır. The New York Times’ın verilerine göre; Buşehr, Çabahır, Cask, Konarak, Ebu Musa ve Bender Abbas’taki kıyı savunma sistemleri ile füze ve İHA tesisleri hedef alınmıştır. Saldırıların resmi gerekçesi “İran’ın ticari taşımacılığı tehdit etme kapasitesini zayıflatmak” olarak açıklanırken, İran bu hamlelere Ürdün, Kuveyt ve Bahreyn’deki ABD askeri üslerini füze ve roketlerle vurarak yanıt vermiştir.
Bu çatışma evresinde dikkat çeken en önemli askeri parametre, ABD’nin İran’ın Şahid taarruz İHA’larının kendi üretimi olan muadillerini ilk kez sahada kullanmış olmasıdır. Birim maliyeti yaklaşık 35.000 dolar olan bu sistemlerin savaş uçakları ve deniz unsurlarıyla entegre çalıştırılması, ABD’ye çatışmayı “Ağır Ağır Yanma” (Slow Burning) fazında tutarken maliyetleri sürdürülebilir seviyede tutma imkânı sağlamaktadır.
Askeri operasyonların yanı sıra finansal ve hukuki boyutta da ezber bozan adımlar atılmaktadır. Trump yönetiminin İran’a yönelik deniz ablukasını yeniden başlatacağını ve ABD koruması altında Hürmüz Boğazı’ndan geçecek ticari gemilerden %20 oranında “koruma harcı” alınacağını açıklaması, uluslararası deniz hukukunda yeni bir tartışma başlatmıştır. İki milyon varil kapasiteli dev bir tanker için geçiş başına 30 milyon doları aşan bu ek maliyet, küresel enerji piyasalarını doğrudan etkileyecek niteliktedir.
Trump’ın “ABD bundan böyle ‘HÜRMÜZ BOĞAZI’NIN MUHAFIZI’ olarak anılacaktır. Hakkaniyet gereği, sağladığımız güvenlik hizmeti karşılığında taşınan kargo üzerinden %20 oranında tazmin edileceğiz” şeklindeki ifadeleri, Washington’ın operasyonlara temel yaptığı hukuki argümanlarla çelişmektedir. Nitekim Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun kısa süre önce “Ulusralarası su yollarından hiçbir ülke harç alamaz, mevcut uluslararası hukuk budur” diyerek İran’ı eleştirmesi, mevcut durumdaki çifte standardı ortaya koymaktadır. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de bu durumu eleştirerek, Tahran’ın Boğaz’ın tarihsel koruyucusu olmaya devam edeceğini ve daha adil koşullar sunacağını ifade etmiştir.
Saldırıların bir sonraki hedefinin ise İran’ın ağır hasar görmüş Natanz tesisinin yakınlarında bulunan ve derin tünel kompleksleriyle bilinen Kazma Dağı (Pickaxe Mountain) olacağı değerlendirilmektedir. Burası, ABD envanterindeki en güçlü sığınak delici mühimmatların bile sınırlarını zorlayan stratejik bir tahkimattır.
Yaşanan askeri hareketlilik sonucunda Hürmüz Boğazı’ndaki sivil gemi trafiği neredeyse tamamen durmuştur. Bölgede seyrüsefer yapan ender unsurlar, İran bağlantılı ve konum takip cihazlarını (transponder) kapatarak hareket eden kaçak tankerlerdir. İran, diplomatik ve askeri baskılara rağmen bu kanalla en az 57 milyon varil ham petrol sevk etmeyi başarmıştır.
Öte yandan ABD’nin İran’ı çevreleme stratejisi diğer cephelerde de dirençle karşılaşmaktadır:
- Umman Rotası Baskısı: ABD donanması eşliğinde İran denetiminden uzak alternatif bir hat oluşturma çabası (Umman Rotası), İran’ın BAE’ye ait iki tankeri vurmasıyla doğrudan hedef alınmıştır.
- Yemen Cephesinin Alevlenmesi: BM raporlarına göre Yemen, yeniden geniş çaplı bir çatışma ortamına girmektedir. Suudi Arabistan destekli koalisyonun Tahran-San’a arasındaki koordinasyon uçuşlarını gerekçe göstererek San’a Havalimanı’nı hedef alması, Husilerin Suudi topraklarına misilleme yapmasına yol açmıştır. Buradaki temel stratejik amaç, Husilerin askeri kapasitesini Yemen içinde tutarak İran’a verebilecekleri desteği sınırlamaktır.
Gelinen noktada, krizin diplomatik yollarla dizginlenme ihtimali giderek zayıflamaktadır. Süreç, kontrollü bir gerilim seviyesi olan “Ağır Ağır Yanma” safhasından, geniş ölçekli ve yüksek yoğunluklu bir “Sıcak Savaş” fazına doğru ivme kazanmıştır. Bu hızlı tırmanmanın fitilini ateşleyen ana unsur ise, ABD yönetiminin İsrail kaynaklı istihbarat girdilerini sorgulamadan askeri doktrinine entegre etmesidir.
Önümüzdeki dönemde bu askeri gerilimin; küresel petrol arzında kırılmalara, deniz taşımacılığı maliyetlerinde muazzam artışlara ve Orta Doğu’da dengelerin uzun vadeli olarak yeniden kurulmasına yol açması kaçınılmaz görünmektedir.
Kaynak:
https://thegeopolity.com/2026/07/14/all-out-war-on-iran-returns/












































































































































































