#ABD #Amerika #Asya #Avrupa #BM #Devletlerarası #Düşünce #Genel #Güvenlik #İngiltere #Irak #İran #Jeopolitik #Kürdistan #Medya #Ortadoğu #Rusya #Siyaset #Suriye #Tarih #Tema #Toplum #Yahudi Varlığı

Kürt Hareketlerinin Çıkmazı: Jeopolitik, Dış Müdahale ve İç Ayrılıklar

Kürt Hareketlerinin Çıkmazı: Jeopolitik, Dış Müdahale ve İç Ayrılıklar

Kürt meselesi, son yüz yılda Ortadoğu’nun en karmaşık ve dış müdahaleye en açık meselelerinden biri hâline geldi. Kürtler; Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında bölünmüş büyük bir halk olmasına rağmen, yakın tarihte tam anlamıyla bağımsız ve müstakil bir siyasi güç oluşturamadı. Bunun temel sebebi yalnızca askerî yetersizlik değil; jeopolitik dengeler, uluslararası sistem, iç bölünmeler ve büyük güçlerin çıkar siyasetidir.

Kürtler Neden Sürekli “Jeopolitik Kart” Hâline Geldi?

Ortadoğu’nun merkezinde bulunan Kürt coğrafyası; enerji hatları, sınırlar ve güvenlik dengeleri açısından stratejik bir konumdadır. Bu nedenle büyük güçler ve bölge devletleri, Kürt hareketlerini çoğu zaman “denge unsuru”, “baskı aracı”, “yerel müttefik” ve “geçici ortak” olarak değerlendirdi.

Ancak hiçbir sömürgeci güç, uzun vadede bağımsız ve güçlü bir Kürt devletini kendi çıkarlarına uygun görmedi. Çünkü böyle bir yapı; Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü sarsabilir, bölgesel savaşları tetikleyebilir, enerji ve güvenlik dengelerini bozabilir ve yeni sınır krizleri oluşturabilirdi. Bu yüzden Kürt hareketleri zaman zaman desteklendi; fakat kritik anlarda yalnız bırakıldı.

Mahabad Cumhuriyeti: İlk Büyük Kırılma

1946 yılında Sovyet desteğiyle kurulan Mahabad Cumhuriyeti bunun ilk büyük örneklerinden biridir. İkinci Dünya Savaşı sonrası İran fiilen ikiye bölünmüştü. Ülkenin kuzeyi Sovyetler Birliği’nin, güneyi ise İngiltere ve müttefiklerinin etkisi altındaydı. Sovyetler Birliği; sınır hattında tampon bölge oluşturmak, Güney Kafkasya’yı güvence altına almak ve bölgedeki petrol kaynakları üzerinde nüfuz kurmak amacıyla Qazi Muhammad öncülüğünde Kürtlerle yerel bir ittifak kurdu. Bu süreç Mahabad Cumhuriyeti’nin ilanına kadar ilerledi.

Fakat İngiltere ve Batılı devletlerin baskısı artınca Sovyetler çıkarlarını önceledi ve bölgeden çekildi. Mahabad yalnız kaldı, İran ordusu kısa sürede bölgeyi kontrol altına aldı ve Qazi Muhammed idam edildi. Bu olay açık şekilde şunu gösterdi: Büyük güçlerin desteği çoğu zaman ilkesel değil, çıkar odaklıdır. O dönemde Kürt hareketi de büyük güçlerin bölgesel hesaplarında bir araç olarak kullanıldı.

Barzani Hareketi ve 1975 Kırılması

1970’lerde Mustafa Barzani hareketi; İran, ABD ve dolaylı olarak İsrail tarafından Irak’a karşı desteklendi. O dönemde Irak ile İran arasında özellikle Şattülarap su yolu üzerinde ciddi bir sınır ve egemenlik anlaşmazlığı bulunuyordu.

Şattülarap; Dicle ve Fırat’ın birleşerek Basra Körfezi’ne döküldüğü stratejik bir su hattıdır. Petrol taşımacılığı ve ticaret açısından büyük öneme sahip olduğu için Irak bu bölgenin büyük kısmında hâkimiyet kurmak istiyordu. İran ise sınırın nehrin ortasından geçmesini talep ediyor ve Irak’ın tam hâkimiyetini kabul etmiyordu.

Bu nedenle İran Şahı Mohammad Reza Pahlavi, Irak’a baskı kurmak amacıyla Barzani hareketine silah, lojistik ve barınma desteği verdi. Amaç, Irak’ı içeriden meşgul etmek ve Bağdat yönetimini zayıflatmaktı.

Ancak 1975’te Cezayir Antlaşması imzalanınca dengeler değişti. İran desteğini çekti, ABD de geri durdu. Böylece Barzani hareketi ağır bir askerî ve siyasi çöküş yaşadı. Binlerce Kürt İran sınırına göç etmek zorunda kaldı ve hareketin önemli kısmı dağıldı.

Bu olay, Kürt hareketin bölgede nufüs mücadelesinde bulunan ABD ve İngilizlerin egemenlik çatışması ve stratejik hesaplarında bir “denge unsuru” ve “baskı kartı” olarak kullanıldığını gösteren en dikkat çekici örneklerden biri oldu.

1991 ve 2003: ABD Desteğinin Sınırları

İran ve Irak savaşı yaklaşık 8 yıl sürdü ve Ortadoğu’nun en yıkıcı savaşlarından biri hâline geldi. Bu savaşta yüz binlerce Müslüman hayatını kaybetti, milyonlarca insan ise ekonomik ve sosyal yıkımla karşı karşıya kaldı. 1991’de ABD liderliğinde 37 ülkenin oluşturduğu uluslararası koalisyon müdahalesiyle oluşan savaşta Irak zayıflayınca Kürtler Saddam Hüseyin yönetimine karşı ayaklandılar. Ancak Saddamın Kürtlere karşı sert müdahale etmesine rağmen ABD Kürtleri doğrudan korumayı sağlamadı ve Saddam’ın bu sert müdahalesi sonucu büyük bir insani kriz yaşandı. Daha sonra Irak’ın kuzeyi “uçuşa yasak bölge” ilan edildi. Böylece Saddam rejiminin kuzeydeki askerî hâkimiyeti önemli ölçüde kırıldı. Bu süreç, Irak Kürtleri açısından tarihî bir dönüm noktası oldu. Çünkü ilk kez merkezi Irak yönetiminden büyük ölçüde bağımsız hareket edebilecekleri fiilî bir alan oluştu.

2003 Irak işgali sonrasında ise Irak Kürt Bölgesel Yönetimi daha da güç kazandı. Ancak bu destek de bağımsızlık için değil; ABD, İngiliz etkisinde olan Irak’ı işgal ederek Irak üzerindeki siyasi ve stratejik düzenini kurma hedefinin bir parçasıydı. Dolayısıyla Kürt kartının büyük güçler tarafından çıkarları doğrultusunda nasıl kullanıldığı açık şekilde görüldü.

Suriye Devrimi ve SDG/YPG Süreci

Suriye’de başlayan halk ayaklanması, zamanla Ortadoğu’nun en çetin ve karmaşık süreçlerinden biri hâline geldi. ABD’nin desteği ile uzun yıllar boyunca ülkede güçlü bir otorite kuran Esed rejimine karşı başlayan halk hareketi, bölgesel ve küresel güçlerin fitnesi ile halk ayaklanması asli hedefinden uzaklaştırılarak büyük bir iç savaşa dönüştürüldü.

Bu süreçte ABD, DEAŞ ile mücadele gerekçesiyle SDG/YPG ile yakın iş birliği kurdu. Böylece sahada etkili bir kara gücü oluşturarak hem Suriye’deki gelişmeleri kendi lehine yönlendirmeyi hem de bölgesel dengelerde stratejik avantaj elde etmeyi hedefledi. Ancak ilerleyen süreçte ABD; Türkiye, Şam yönetimi ve bölgedeki diğer aktörlerle ilişkilerini dengeleme amacıyla bazı bölgelerde SDG’yi geri çekmeyi tercih etti. Bu durum, ABD’nin SDG/YPG ile kurduğu ilişkinin kalıcı bir müttefiklikten ziyade dönemsel ve çıkar odaklı bir ortaklık olduğunu gösterdi.

Benzer şekilde PKK süreci de bölgesel ve küresel güçlerin çıkar hesaplarından bağımsız ilerlemedi. PKK’nin kuruluş sürecinde “bağımsız Kürdistan” söylemi ön plana çıkarılmış olsa da, zamanla örgütün bölgesel güç mücadelelerinin bir parçası hâline geldiği görüldü. Özellikle Türkiye üzerinde siyasi ve güvenlik alanında etkiler oluşturmak isteyen ABD, PKK kartını çeşitli dönemlerde bir baskı ve yönlendirme aracı olarak kullandı. Bu süreçte yaşanan çatışmalar, hem toplumda hem de devlet yapısında ciddi travmalar ve tahribatlar meydana getirdi.

Gelinen noktada ise silahlı mücadelenin bölgesel denklemde giderek daha fazla risk üretmesi nedeniyle, PKK ekseninde “silahlı mücadeleden siyasete geçiş” anlayışının öne çıktığı görülmektedir. Böylece Kürt meselesi ve Kürt hareketinin, yeni dönemde oluşturulan siyasi atmosfere uyum sağlayacak şekilde yeniden şekillendirilmesi hedeflenmektedir.

Sonuç olarak, gerek Suriye’deki SDG/YPG süreci gerekse PKK’nin dönüşümü, bölgedeki hareketlerin çoğu zaman kendi iç dinamiklerinden ziyade büyük güçlerin stratejik hesapları doğrultusunda şekillendiğini göstermektedir.

Kürtler Neden Birleşemiyor?

Kürt hareketlerinin hedeflerine ulaşamamasının bir diğer önemli sebebi iç parçalanmışlıktır. Çünkü tüm Kürt hareketleri aynı ideolojiye ve aynı hedefe sahip değildir.

Örneğin:

  • PKK/PYD çizgisi daha çok sol-sosyalist ve demokratik konfederalist,
  • KDP çizgisi milliyetçi-muhafazakâr,
  • KYB/KYP daha sol eğilimli,
  • Komala hareketi Marksist,
  • İslami Kürt yapıları ise İslamcı bir anlayışa sahiptir.

Bazı yapılar ise aşiret merkezli bir siyaset yürütmektedir. Bu farklılıklar ortak liderlik ve ortak strateji oluşturmayı zorlaştırmaktadır.

Ayrıca Kürtler dört farklı devlet arasında bölünmüş durumda olduğu için her bölgede farklı siyasi şartlar ortaya çıkmaktadır. Irak’taki gerçeklik ile İran’daki veya Türkiye’deki gerçeklik aynı değildir. Bu durum da Kürtlerin yekpare hareket etmesini zorlaştırmaktadır.

Uluslararası Sistemin Gerçeği

Modern dünya düzeni mevcut sınırları koruma üzerine kuruludur. Birleşmiş Milletler sistemi ve büyük güçlerin çıkar dengeleri, yeni devlet oluşumlarını oldukça zorlaştırmaktadır.

Bu nedenle birçok Kürt hareketi doğrudan bağımsız devlet yerine; federasyon, kültürel haklar, yerel özerklik, adem-i merkeziyetçilik ve demokratik özerklik gibi modelleri daha uygulanabilir görmektedir.

Sonuç olarak Kürt hareketlerinin tabanlarının istediği şekilde hedeflerine ulaşamamasının temel sebebi yalnızca liderler veya örgütler değildir.

Asıl mesele; Kürtlerin dört devlete bölünmüş olması, büyük güçlerin çıkar siyaseti, bölgesel dengeler, iç ideolojik ayrılıklar ve uluslararası sistemin mevcut sınırları koruyan yapısıdır. Bu yüzden Kürt hareketleri tarih boyunca çoğu zaman desteklenen, kullanılan ve ardından yalnız bırakılan jeopolitik aktörler hâline geldi.

Ortadoğu’daki güç dengeleri bu şekilde devam ettiği müddetçe Kürt hareketlerinin dış güçlerden bağımsız ve sürdürülebilir ortak bir siyasi zemin oluşturması oldukça zor görünmektedir.

Sonuç olarak Kürtlerin yaşadığı acılar, parçalanmışlık ve sürekli büyük güçlerin jeopolitik hesapları arasında kalması; yalnızca siyasi kadroların hatalarıyla değil, mevcut ulus-devlet düzeni ve kapitalist sistemin doğasıyla da ilişkilidir.

Kürtler, asırlar boyunca İslam ümmetinin bir parçası olarak diğer Müslüman halklarla birlikte yaşadı. Irkın ve milliyetin değil; İslam akidesinin merkezde olduğu dönemlerde Kürtler de diğer Müslüman topluluklarla birlikte varlıklarını sürdürdüler.

Bu nedenle Kürtlerin kalıcı huzuru, adaleti ve istikrarı; onları sürekli pazarlık konusu yapan modern ulus-devlet ve çıkar merkezli sistemlerde değil, İslam’ın hak ve adalet esasına dayalı hilafet nizamının tatbikindedir.