Soru & Cevap: Hilafet Yoksa Makasıd da Yok
Ayrıca Soru & Cevabı Youtube Üzerinden İnceleyebilirsiniz;
Aşağıdaki liste, 13 Aralık 2025 tarihinde gerçekleştirilen “Hilafet Yoksa Makasıd da Yok” (No Caliphate, No Maqasid) başlıklı etkinlik sırasında ve kayıt esnasında iletilen soruların kısa cevaplarını içermektedir.
“Listelenen makasıdın (şeriatın amaçlarının) çoğu ‘koruma’ ile ilgili. Refahın dağıtımı veya toplumsal uyum gibi ‘imkân sağlayan/inşa eden’ başka hedefler yok mu?”
Bu yerinde bir gözlem; ancak hıfz (koruma/muhafaza) kavramının dili genellikle yanlış anlaşılıyor. Âlimler; hıfzu’d-din (dinin korunması), hıfzu’l-mal (malın korunması), hıfzu’n-nefs (canın korunması) gibi kavramlardan bahsettiklerinde, sadece zararın önlenmesini kastetmezler. Onlar, ahkâmın (hükümlerin) uygulanması yoluyla bu değerlerin fiilen var olmasını ve sürdürülmesini sağlamaktan bahsederler. Örneğin, malın korunması sadece hırsızlığın durdurulması demek değildir; servetin adil dağılımını, dolaşımını ve hakkaniyeti de kapsar. Dolayısıyla hıfz pasif bir kavram değildir; hukuk yoluyla gerçekleştirilen aktif bir muhafazadır.
Aynı zamanda şu konuda hassas olmak gerekir: Makasıd, ahkâmın doğrudan hukuki gerekçeleri (illetleri) değildir. Aksine, ahkâm uygulandığında ortaya çıkan “amaçlanmış sonuçlar”dır. Bu da şu anlama gelir: Makasıdın peşinden Şeriat’tan bağımsız olarak koşmayız; onları Şeriat aracılığıyla gerçekleştiririz. Şeriat layıkıyla uygulandığında, “koruma” beraberinde “refahı/gelişmeyi” getirir. İmkân sağlayan sonuçlar, hıfz ile yarışan ayrı makasıd unsurları değil; yaşayan bir toplumda hıfz kavramının bizzat tezahürleridir. Yani evet, makasıd refahı sağlar; ancak bunu ahkâmı soyut hedeflerle değiştirerek değil, uygulama yoluyla somutlaşan bir muhafaza süreciyle yapar.
“Selamun aleykum. Hilafet ihtiyacı Elhamdülillah herkes için aşikâr. Ancak şu an bir Hilafet olmadığına göre, mevcut sistemler üzerinden Şeriatın makasıdını gözetmemiz yasak mı? Müslüman belediye meclis üyeleri, belediye başkanları ve milletvekilleri aracılığıyla Müslümanların gıda, giyim, eğitim ve ibadet gibi haklarını güvence altına almaları, Hilafet’in yokluğunda şu an yapabileceğimizin en iyisi değil midir?”
Müslümanlar nerede olurlarsa olsunlar helal ve harama uymak, yani Allah’ın Şeriatı’na tabi olmak zorundadırlar. Nerede olurlarsa olsunlar, menfaatlerini korumaya çalışmalı ve meşru (Şeriat tarafından tanınmış) haklarını her türlü meşru (şer’i) yolla aramalıdırlar; bu ister helal gıdaya erişim ister tesettüre uygun kıyafet üretimi, ibadethaneler veya İslami eğitim kurumları olsun. İslami bir yönetimin yokluğunda veya gayrimüslim topraklarda yaşarken bu, makul ve gerekli bir tutumdur. Ayrıca Müslümanların bu tür ihtiyaçlarını siyasi yapıların bir parçası olanlara güvenmek yerine, kendi bağımsız çabalarıyla sağlamaları ideal olandır.
Ancak, İslami olmayan bir sistem, makasıdı İslam’ın öngördüğü şekilde gerçekleştiremez. Çünkü makasıd, ahkâm-ı şer’iyyenin uygulanmasıyla elde edilen sonuçlar ve nihai amaçlardır. Dolayısıyla, İslami olmayan bir sistem altında yapabileceğimizin en iyisi, İslam’ı seçici değil kapsamlı bir şekilde uygulayabilecek ve bu makasıdı hayata geçirecek bir İslami sistemi kurmak için çalışırken, şer’i tanımı yapılmış menfaatlerimizi ve haklarımızı korumaya çalışmaktır.
“Bazı modern düşünürler makasıdı en önemli unsur olarak konumlandırıyor ve bunlara ulaşma yolunda bir esneklik olduğunu, yani kuralların evrilebileceğini savunuyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?”
Makasıd bizzat ahkâmın (hükümlerin) kendisinden daha önemli sayıldığında iki şey gerçekleşir:
- Beşerî takdir, ilahi emirlerin önüne geçmeye başlar.
- “Sonuçlar”, açık hükümleri görmezden gelmek için bir mazeret haline gelir. Bunların her ikisi de tehlikelidir.
Âlimlere göre makasıd, hukukun hikmetini açıklar; hukukun yerini almaz.
“Makasıd fikrinin/teriminin kökenleri nedir?”
Fikrin kökeni bizzat Kur’an ve Sünnet’e dayanır. “İnsanlar adaleti ayakta tutsunlar diye…” (57:25), “Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez” (2:185) gibi ayetler, teşri (yasama) arkasındaki amaç ve gayelere açıkça işaret eder. Bu genel amaç ve gayelerin keşfedilmesi, “makasıd” disiplinini doğurmuştur.
Resmî bir disiplin olarak makasıd; İmam Cüveyni, Gazali, İz b. Abdüsselam ve diğer âlimler tarafından aşamalı olarak geliştirilmiş ve İmam Şatibi tarafından sistemleştirilmiştir. Ancak can alıcı nokta şudur: Bu âlimler makasıdı İslami bir hukuk sisteminin dışında değil, içinde geliştirmişlerdir.
“Makasıd tanımlarının öznel olabileceği göz önüne alındığında; insanların makasıdı yanlış tanımlaması ve bunu tali gerekçelerle açık hükümleri (nassları) geçersiz kılmak için kullanması bir sorun teşkil etmez mi?”
Öncelikle, makasıdı tespit etmenin tamamen öznel bir girişim olduğunu düşünmüyorum. Makasıd teorisyenleri tarafından ortaya konan ve makasıdın nasıl tanımlanıp çıkarılacağına dair rehberlik eden oldukça sağlam usuller mevcuttur. Literatüre aşina olanlar bunun böyle olduğunu görecektir.
Elbette, makasıd gevşek bir şekilde tanımlandığında, insanlar terimleri ve fikirleri diledikleri gibi yeniden tanımlayabilir ve “yüce amaçlar” adına açık metinleri devre dışı bırakabilirler. Klasik âlimler bunu yapmama konusunda çok temkinliydiler; çünkü makasıd ahkâmdan istinbat ediliyordu (çıkarılıyordu) ve asla açık Kur’an ve Sünnet hükümlerine karşı kullanılmıyordu. Makasıd bir kez öznel hale geldiğinde, Şeriatın bir aracı olmaktan çıkar; insanın heva, arzu ve vehimlerinin bir aracı haline gelir.
“Makasıdu’ş-Şeria hakkında okunmasını önereceğiniz Arapça ilmî eserler hangileridir?”
Klasikten moderne bazı sağlam öneriler şunlardır:
- El-Muvafakat – İmam Şatibi (Temel eser)
- Kavaidü’l-Ahkâm – İmam İz b. Abdüsselam
- Makasıdu’ş-Şeriati’l-İslamiye – İmam İbn Aşur
- Nazariyyatü’l-Makasıd – Dr. Ahmed er-Raysuni
Okurken makasıdın Şeriatın bir ikamesi olarak değil, Şeriatın içinde nasıl ele alındığını görmek önemlidir.
“Makasıd ahkâm-ı şer’iyyenin bir parçası mıdır yoksa dışında mıdır? Başka bir deyişle; Şâri (Yasa Koyucu) insanları makasıdı gerçekleştirmekle mi yükümlü kılmıştır, yoksa sadece şer’i hükümlere uymakla mı mükellef tutmuştur? Makasıd daha çok Şeriat’a uymanın amaçlanan bir sonucu mudur?”
Bu çok isabetli bir soru. Kısa cevap şudur: Allah bizi ahkâma uymak ve onları uygulamakla mükellef kılmıştır. Makasıd ise bu ahkâma itaat etmenin ve onları uygulamanın “amaçlanan sonuçları”dır. Dolayısıyla makasıd; bağımsız yükümlülükler, isteğe bağlı hedefler veya paralel bir hukuk sistemi değildir. Ahkâmın anlaşılmasını, hikmetini ve uygulanmasını beslerler; ancak onları uygulama görevini ortadan kaldırmazlar. Bu yüzden makasıd, ancak Şeriat uygulandığında ve onu uygulayacak sistem veya otorite mevcut olduğunda işlevseldir. Bu otorite olmadan makasıd, bağlayıcı hukuk olmaktan çıkar, betimleyici idealler haline gelir.
“Makasıdın Hilafet’e ihtiyaç duyduğu fikrini nereden çıkardınız? Daha önce hiçbir âlim bunu söylememişti.”
Bu fikir hiç de yeni değil; aslında modern makasıd söylemlerinden çok daha eskiye dayanıyor. Klasik âlimlerin “makasıd Hilafet gerektirir” demesine gerek yoktu çünkü onlar için bu, gün gibi aşikârdı. Onlar makasıdı, İslami sistemin zaten var olduğu bir dünyada tartıştılar. Mahkemeler, yöneticiler, kamu hukuku ve icra mekanizmalarının varlığı varsayılıyordu. Yeni olan şey, makasıdı İslami yönetimden ayırmak ve ardından onları seküler sistemlerde uygulamaya çalışmaktır. Makalemiz yeni bir doktrin icat etmiyor; aksine makasıdın, onu gerçekleştirmek için her zaman var olan sistemlerden yalıtılarak tartışıldığı modern bir duruma cevap veriyor. Dolayısıyla iddiamız yepyeni bir inanç teklif etmek değil; makasıdı İslami yönetimden soyutlarsanız bunların nasıl işleyeceğini açıklamak zorunda olduğunuzdur. Ve bir sistem olmadan işlemezler.
“Makasıd neden Hilafet olmadan tam olarak gerçekleştirilemez?”
Çünkü makasıd sadece sloganlar veya gevşek değerler değildir; bunlar Şeriat-ı Mutahhara’nın uygulanmasının sonuçlarıdır. Canın, malın, dinin ve onurun korunması sadece insanlar bunların “iyi şeyler” olduğu konusunda anlaştığı için gerçekleşmez. Bunlar Şeriat uygulandığında gerçekleşir. Tüm bunlar ise otorite gerektirir. İslam ile hükmeden merkezi bir siyasi otorite olmaksızın makasıd, somut sonuçlar olmaktan çıkıp birer temenniye dönüşür.
“Makaleniz Hilafet’i vazgeçilmez bir unsur olarak ele alıyor ama bugün pek çok insan bunu önemli görmüyor.”
Bu doğru. Ancak kaba görünmek istemem ama popülarite, şer’i mükellefiyetin ölçüsü değildir. İslam’daki pek çok amel zamanla ihmal edilmiş veya popülerliğini yitirmiş olabilir; bu durum onların statüsünü değiştirmez. Hilafet, insanlar konuştuğu için değil, Allah onu önemli kıldığı için önemlidir. Sahabe, onun önemini icma ile sabitlemiştir. Bugün olan şudur: İslam kişisel ibadetlere ve ahlaka indirgenmiş, yönetim işlerimiz seküler sistemlere ihale edilmiştir; bu yüzden insanlar Hilafet’in ne yaptığını artık görememektedir. Makalemiz şunu söylüyor: Eğer İslam’ın hedeflerinin kamusal alanda gerçekleşmesini istiyorsanız, Hilafet —insanlar istese de istemese de— tekrar vazgeçilmez hale gelir.
“Eğer Taliban Afganistan’ı bir Darü’l-İslam ise ama bir Hilafet değilse, bir Halife olmadan makasıdı gerçekleştirmiş olmuyorlar mı?”
Ahkâm-ı şer’iyyenin kısmen uygulanması yoluyla bazı makasıdı yerel ve sınırlı düzeyde gerçekleştiriyor olabilirler; ancak bu “kapsamlı bir gerçekleştirme” ile aynı şey değildir. Meseleye şöyle bakabiliriz: Yerel bir İslami yönetim, sınırlı uygulama alanı içinde bazı hedefleri gerçekleştirebilir; ancak ümmetin bir bütün olarak korunması, birleşik bir dış politika, kolektif savunma, ekonomik entegrasyon ve parçalanmışlığın sona ermesi gibi hayati meseleler ne olacak? Afganistan; Filistin’i savunamaz, Müslümanları küresel düzeyde temsil edemez, Müslüman topraklarının işgal edilmesini durduramaz veya Şeriat’ı ümmet coğrafyasında birleştiremez. Hatta kendini bile koruyamaz. Gelecek makalelerimizde göstereceğimiz üzere; hıfzu vahdeti’l-ümme (ümmetin birliğinin korunması), hıfzu’d-devle (devletin korunması), hıfzu’l-eman (güvenliğin korunması) ve daha pek çok makasıd Afganistan tarafından gerçekleştirilememektedir.
“Kurumların veya merkezi bir hükümetin olmadığı topluluklarda makasıd bağlamsal olarak uygulanabilir mi?”
Mesele makasıdı “uygalamak” değildir; çünkü onlar hüküm (ahkâm) değil, hükümlerin uygulanmasından doğan sonuçlardır. Asıl mesele, ahkâmı hayatın içinde uygulamaktır ki bu kapsamlı ve doğru şekilde yapılırsa makasıdı beraberinde getirir. Toplum düzeyinde insanlar adaleti teşvik edebilir, ahlakı özendirebilir, ihtiyaç sahiplerine bakabilir vb. Ancak makasıd asla isteğe bağlı, gönüllülük esasına dayalı veya sadece iyi niyetlere bağlı unsurlar olarak tasarlanmamıştır. Bunlar gevşek topluluklar veya STK’lar eliyle gerçekleştirilemez. Kurumlar ve otorite olmaksızın makasıd, hukuka değil ahlaka indirgenmiş olur.
“Neden bu kadar çok popüler âlim makasıddan bahsediyor da İslami sistemden hiç söz etmiyor?”
Çünkü makasıd bir nevi “güvenli bir dil” haline geldi. Adaletten, refahtan ve onurdan bahsetmek toplumsal olarak kabul edilebilir; ancak hakimiyetin Allah’a ait olduğundan, otoritenin Ümmet’e ait olduğundan veya Hilafet sisteminden bahsetmek tartışmalı, güvenlikleştirilmiş (sakıncalı) ve kariyer kısıtlayıcı bir alandır. Bu yüzden makasıd, mevcut siyasi düzene meydan okumadan “İslam günceldir” demenin bir yolu olarak kullanılıyor. Zamanla bu durum, makasıdı “İslam sistemlerinin kapsamlı uygulanmasıyla elde edilen hedefler” olmaktan çıkarıp, “İslam’ın modern sistemlerle paylaştığı genel değerler” haline getiren tehlikeli bir kaymaya neden oluyor. İşte bu makale tam olarak bu kaymaya meydan okuyor.
“Bir âlim İskandinavya’nın Darü’l-İslam gibi olduğunu söyledi. Bir diğeri ise Hilafet’in kendi ilk 20 önceliği arasında bile olmadığını belirtti.”
Bu tür yaklaşımlar hakkında ne diyeceğimi bilemiyorum. Şunu söyleyebilirim: Efendimiz (sav) vefat ettikten sonra asil Sahabenin “ilk önceliği” buydu. İnsanlar genellikle İslam’ın neyi öncelediğine göre değil, neyin ulaşılabilir veya konforlu hissettirdiğine göre sıralama yapıyorlar. Hilafet, âlimler listelediği için değil, delillerden dolayı önemlidir. İskandinavya refah, düzen ve toplumsal güven üretiyor olabilir; ancak Allah’tan bağımsız kanun koyuyor, İslam’ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram kılıyor. Bu, herhangi bir şer’i anlamda Darü’l-İslam değildir.
“Hilafet yoksa, makasıd hangi otoriteye dayanarak tanımlanacak ve icra edilecektir?”
Meşru bir İslami otorite olmaksızın makasıd, hukuk konusu olmaktan çıkar ve isteyenin istediği gibi yorumladığı ahlaki bir retoriğe dönüşür. Makalenin ana fikri basittir: Makasıd ancak onları gerçekleştirecek bir otorite olduğunda ortaya çıkar. O otorite olmadan makasıd birer özlem olabilir ama ete kemiğe bürünmüş gerçekler olamazlar.
En doğrusunu Allah bilir.





































































































































































