Kabuğuna Çekilen İran’da Pers Restorasyonu
İran’da Kasım Süleymani suikastı ile başlatılmış olan kabuğuna çekilme süreci, şahin kanatta yer alan Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi‘nin şüpheli helikopter kazasında ölümü ardından Lübnan’da işgalci ‘İsrail’in İran partisi Hizbullah’a yönelik ağır darbesi ve 12 günlük ABD destekli ‘İsrail’ ile savaştan aşağılanmış bir şekilde çıkması ile devam ediyor.
ABD’nin yeni Ortadoğu stratejisi; devlet dışı silahlı aktörlerin, paramiliter ve milis güçlerin yanı sıra diğer örgütlerin tasfiye edilmesini ve bölgedeki sükunetin sağlanarak tüm gücün Washington’ın büyük tehdit olarak nitelediği Çin’e odaklanmasını kapsıyor.
Bu süreç, İran için tıpkı ABD’ye, Afganistan ve Irak’ın işgalinde ciddi yardımlarda bulunmasına rağmen işi bitince tahkir edilerek köşesine itilen önceki süreçler gibi benzer ama daha ağır bir fatura ödeyerek sonuçlanıyor. Bahsettiğimiz süreç, Washington’ın istediği Körfez ve bölge ülkelerine yönelik korkuluk rolüne Suriye’den başlanarak bir fâsıla verilmesi ve “Şii Hilali”nin yok edilmesidir.
Zorba Esed rejimini ayakta tutabilmek için verilen rolü, imzaladığı ve bir başarı gibi İran halkına sunulan 2015 yılındaki Obama dönemi “nükleer anlaşma” ve yaptırımların kısıtlanarak hafifletilmesi sonucu doğan gelirlerle finanse eden Tahran, sonunda sert askeri darbelerle Suriye’den kovulmuştu. 3 Ocak 2020 tarihinde ABD için büyük çaba harcayarak cepheden cepheye koşup, Beşşar Esed’i ayakta tutmak için sahada bizzat operasyonlar yürüten General Kasım Süleymani, Bağdat Havalimanı yakınlarında yine ABD tarafından düzenlenen suikastla ortadan kaldırıldı. Aslında bu suikast 2024 yılında yaşanacakların bir işaret fişeğiydi.
İşgalci ‘İsrail’in, Suriye’de İran karargahlarını hatta konsolosluk binaları gibi stratejik diplomatik misyonlarına düzenlenen saldırılar bu ciddi olayın devamıydı. Ardından artık halk nezdinde itibarı olmayan Esed’in düşüşü ile ABD ve Türkiye’nin İdlib’de hazırladığı İslami devrim için savaştığını defalarca söyleyen “mücahid” Colani, Esed hanedanlığına yönelik operasyon başlayınca pragmatist Ahmed Şara’ya dönüşüyor, yeni yönetimin liderliğine soyunuyor, böylece İran da tası tarağı toplayarak Irak üzerinden kısa sürede güçlerini geri çekmek zorunda kalıyordu.
Senaryoda İran’a verilen rol, Suriye’deki devrim amacından saptırılınca artık sona ermişti. 2015’te Obama’yla imzalanan nükleer anlaşmadan Washington’ın çekilmesi ve yaptırımların yeniden sıkılaştırılması Trump’a kalmıştı.
Başta Lübnan’da Hizbullah olmak üzere vekil güçlerinin budanması için de süreç başlatıldı.
Öte yandan Velayet-i Fakih makamının varisi olarak nitelenen muhafazakâr Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin şüpheli helikopter kazasında Dışişleri Bakanı Abdullahiyan ile birlikte hayatını kaybetmesini kronolojik sıralamanın dışında tuttum zira yazının bu bölümünde İran içinde gelişen olayları ele almaya çalışacağız.
Hukukçu kimliği ve Humeyni devriminin ardından sol tabanlı muhaliflerin infazı ile hatırlanan İranlı sertlik yanlısı muhafazakâr politikacı İbrahim Reisi, birçok üst düzey görevde bulundu. Devrimin ilk yıllarından itibaren rejimin çeşitli makamlarında aktif olarak çalışan Reisi, 2017 yılında muhafazakâr İslam Devrimi Güçleri Halk Cephesi’nin adayı olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerine katıldı ancak %57’ye karşı %38,3 oyla ılımlı cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile girdiği yarışı kaybetti. “Tahran Kasabı” olarak da anılan İbrahim Reisi, 1988 yılında İran’da binlerce siyasi mahkûmun idam edilmesinden sorumlu olan ve bu nedenle “ölüm komitesi” olarak nitelenen kovuşturma komitesindeki dört kişiden biri olarak öne çıkıyor. İran’da, tıpkı ABD’deki gibi bir süre cumhuriyetçi bir süre demokratlardan başkan seçildiği gibi, bir süre muhafazakâr bir süre de reformist cumhurbaşkanı seçiliyor. Bunu Velayet-i Fakih Ayetullah Hamaney’e bağlı Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin vetoları büyük ölçüde belirliyor.
Reisi’nin yüzde %62,9 oy alarak seçildiği 2021 seçimlerinde de 592 kişinin Anayasayı Koruyucular Konseyine adaylık başvurusunda bulunduğu ve bunlardan yalnızca 40’ının gerekli şartları taşıdığı, geri kalanların ise elendiği duyurulmuştu.
Seçimlerde aday olmak isteyenlerin “rejime bağlılığı ile siyasi, ahlaki ve dini sabıkalarını” inceleyen Konsey, 25 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, gerekli şartları taşıdığı açıklanan 40 kişiden yalnızca 7 isme adaylık izni çıktığını beyan etti. Ancak veto edilenlerin bir başka seçimde veto edilmemesi işleyişin hukuki değil konjonktürel olduğunu ortaya koyuyor.
Konsey, o gün Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ve bugün “Güvenlik Konseyi” gibi stratejik bir mekanizmanın başına getirilen Meclis Başkanı Ali Laricani gibi reformist ılımlı ya da muhafazakâr çizgideki ülke siyasetinin bazı önemli isimlerine seçimlerde yarış için izni vermemişti.
Söz konusu seçimlerde Reisi’nin seçileceğine dünya çapındaki medya kuruluşları ve uzmanlar tarafından kesin gözüyle bakılıyordu.
Reisi’nin cumhurbaşkanlığı döneminde ABD ile Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) müzakereleri çıkmaza girerken, başörtüsü kanununa muhalefeti nedeniyle gözaltında tutulan Mahsa Amini’nin ölümüyle tetiklenen 2022 sonlarında ülke genelinde geniş çaplı protestolar yaşandı. Reisi döneminde İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini yoğunlaştırıp, uluslararası denetimleri engelledi. Rusya ile görüşmeler sıklaşırken, Gazze savaşı sırasında ‘İsrail’e “zarar vermeyen” füze ve insansız hava aracı saldırısı düzenledi, Hizbullah ve Husi hareketi gibi vekil grupları silahlandırmayı sürdürdü.
Ta ki, 19 Mayıs 2024’te Reisi, Azerbaycan cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile yaptığı baraj açılışı ziyaretinden sonra İran’a dönerken İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın da içinde bulunduğu ABD menşeli 1994 yılında üretilmiş Bell 212 model helikopter Azerbaycan sınırındaki Culfa ili yakınlarında düşüp, bir kazada ölene kadar…
Bu kez reformistlerin iktidara taşınması için mevcut cumhurbaşkanının görev süresinin dolması beklenmemişti.
Gazze’deki soykırımın sürdüğü, Suriye’de ABD planlarının hayata geçirildiği, Hizbullah’ın pasifleştirildiği ağır günlerde makamına oturan Pezeşkiyan, reformist ve Türk asıllı kimliğiyle öne çıkıyor.
İran’daki yaklaşık 30 milyon Türk ve diğer etnik grupların Anayasa’nın 15. maddesine göre okullarda kendi dillerinde yazabilmeleri, konuşabilmeleri ve öğrenebilmeleri gerektiğini söyleyen Pezeşkiyan, 2013 İran cumhurbaşkanlığı seçiminde yarıştı ancak çekildi ve 2021 İran cumhurbaşkanlığı seçiminde tekrar aday olmasına rağmen adaylığı rejim tarafından reddedildi.
Son olarak sırası gelmiş olacak ki Reisi’nin ölümünün ardından Pezeşkiyan, 2024 İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmuş ve ikinci turda yüzde 53.3 oyla seçim yarışını kazanmıştı.
Hamas’ın siyasi lideri İsmail Haniye, Mesud Pezeşkiyan’ın göreve başlama törenine katıldıktan sonra sabahın erken saatlerinde başkent Tahran’daki konutta suikasta uğrayarak şehit edilmişti. Hizbullah lideri Nasrallah’ın yeraltı sığınağındaki üst düzey bir toplantıda öldürülmesi gibi Haniye’nin şehadeti de içeriden bir ihanet ile gerçekleştiği çokça konuşulmuştu.
İşgalci ‘İsrail’ ile 12 günlük savaşta çoğu üst düzey generalin suikastla öldürülmesi ve rejimin yumuşama dönemine girmesi için adeta yol çiziliyordu.
Pezeşkiyan, 45 yıl aradan sonra İran’da ilk defa sünni bir cumhurbaşkanı yardımcısı ve vali ataması, Türklüğe vurgu ve azınlık hakları gibi konuların dile getirilmesi hatta tesettüre savaş açan kadınların sokaktaki eylemlerine göz yumulması bahsettiğimiz dönüşümün adımları olarak atılmaya devam ediliyor.
İran’ın ünlü meydanlarına Pers İmparatorluğuna ait sembolik heykellerin dikilmesi, İslam Cumhuriyeti’nin, Pers milliyetçiliğini ve vatan bağını dirilterek halkı bir arada tutma denemesi olarak öne çıkıyor. Ünlü İnkılap Meydanı’na dikilen İslam Devleti’nin 651 yılında büyük bir zafer kazanarak tarih sahnesinden sildiği Zerdüşt Sasani İmparatorluğu’nun hükümdarı Şapur’un önünde diz çöken Roma İmparatoru Valerianus ile şekillenen heykeli bunların en önemlisi…
Evet, bugün kabuğuna çekilen “İran İslam Cumhuriyeti”, Zerdüşt antik İran’dan medet umarak içeride birlik ve beraberliği sağlamaya çalışıyor. İşgalci ‘İsrail’ ile 12 günlük savaşın ardından yasama, yürütme, yargı erklerini ve askeri liderliği tek çatı altında toplayarak koordineli ve hızlı karar alma yeteneğini güçlendirmeyi hedefleyen Güvenlik Konseyi’nin başına getirilen Ali Laricani de yalnız halka değil siyasilere de birlik ve beraberlik çağrısında bulunuyor.
Ancak ekonomik sıkıntılarla boğuşan İran eyaletlerinin neredeyse tümünde bugün protestolar baş gösterirken, Şah yanlılarının da bunu fırsat bilerek başlarını gizlendikleri yerlerden çıkardığına ve rejim karşıtı sloganlar attığına şahit oluyoruz. “Diktatöre Ölüm”, “Hamaney’e Ölüm” ve “Şah Yeniden Gelecek” sloganları artık Tahran’a kadar ulaşmış durumda…
Fransa’nın başkenti Paris’in bir banliyösü olan Neauphle-le-Château’da sürgündeyken ABD’li heyetlerle görüşerek dış siyasette Washington uydusu, iç siyasette özgür hareket etmeyi garantileyerek İran İslam Cumhuriyeti’ni kuran Humeyni’nin İran’ı, 1979’da zorba yönetimi ve yaşattığı sefalet nedeniyle ülkeden kovulan Şah ailesini bir kurtarıcı olarak ülkeye çağırıyor.
Asla bir İslam Devleti olmayan, devlet kurumlarıyla Batı’yı, yasama, yürütme ve yargı güçlerin ayrılığı ile Montesquieu’nun izlerini taşıyan İran anayasası üzerine kurulmuş bu rejimi eleştirirken İslam’a saldırmak ya cehalet ya da İslam’a karşı düşmanlıktan başka bir şeyle açıklanamaz.
İran yönetiminin yaptırımların kaldırılması için uydusu olduğu ABD ile masaya oturmaktan başka bir çaresi olmadığına dair yavaş yavaş bir zemin oluşturulurken, işgalci ‘İsrail’, ne barışçıl ne de askeri sahada nükleer çalışmaların sürdürülmesini istemediğini açıkça beyan ediyor. İran, zerre miskal de olsa nükleer çalışmalara ışık yakan, halk nezdinde itibarını korumaya dönük onurlu bir masa istiyor.
İşgalci Yahudi varlığı ve Avrupa, rejimin yıkılması hedefinde ortak bir fikre sahip iken günümüz laik kapitalist nizamın lokomotifi ve ikinci Trump dönemiyle maskesiz emperyalizm düzenini inşa eden ABD, bölgede işlerini, verdiği rollerle eksiksiz yerine getiren Tahran’a üslubunu düzeltmek ve yumuşayarak değişmesi için çağrıda bulunurken, vazgeçemediği taşeronunu koruyup kollamayı da ihmal etmiyor.
Bu ilişki, karşılıklı tehditkâr açıklamalarla örtülmek istense de artık mızrak çuvala sığmıyor.
Kabuğuna çekilen İran İslam Cumhuriyeti, Pers İmparatorluğunun değerleriyle meczedilmiş heterojen bir rejime doğru yol alıyor.

































































































































































